20 Nisan 2009 Pazartesi

sargı bezi

aşk'ı algılayışımda bir sorun var benim. acıyla değil de şevkatle karıştırıyorum ben galiba aşkı. ilk ve hayatımda epeyce yer kaplamış aşkımın eskiden kalma kocaman bir yarası vardı. sarıp, sarmalayıp özenle yalayarak iyi edesim gelirdi yaralarını. karnını ben doyurayım, ellerini ben ısıtayım isterdim. gözümün bebeğinden daha değerliydi, minik bir yavru köpek misali göğüs kafesime bastırmak gelirdi içimden.
sonra erdem. melankolik, depresif, mutsuz halleri... ondan kalan en değerli anı göğsüme başını yaslayıp "ben burda 7 yıl uyusam" dediği an sanırım. öyle korumasız, öyle çaresiz. ben değil 7, 70 yıl uyuturdum göğsümde, isteseydi... gözümün içi gibi, her sabah kalkıp tost yapardım o istemese dahi.
sonra G. bir resimdi aklıma düşüren onu. ne bakışlarında hüzün gördüm ne de yaralarına dair bir emare. elleri titriyordu sadece ve ben iyi bir gözlemciydim. sabah uyandığında kahvesine votka karıştırdığını bilemezdim bir de kangren bir ilişkiden kesilip atıldığını ama anlatmasa.
bana ne çok anlatırlar. artık anlatmasın hiçbiri. sargı bezi olmayı dahi beceremedim.

2 yorum:

  1. yuh diyorum...
    süper tanımlama...
    en çok yaşanan tarzdan (sanki)

    YanıtlaSil